Sayı : 527   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İslam Aleminden

Ahmet Varol

Siyonistle İşbirliğinin Şartı Hicab Yasağı Mıdır?

  • 31 Ekim 2026
  • 7 Görüntülenme
  • 527. Sayı / 2026 Kasım



Türkiye'deki iktidar, Azerbaycan'la ilişkilerin hatırına ve Bakü'deki dostlarının gönlü olsun diye bu yasakçılığı sahiplenir ve yasağa karşı çıkanları susturmaya kalkışırsa, her şeyden önce kendi kendisiyle, kendi geçmişiyle ve kendi meşruiyet kaynağıyla çelişkiye düşer. Bu, yıllarca savunduğu "inanç özgürlüğü" söyleminin içini boşaltmak, kendi tabanının gözünde güven kaybetmek ve iç politikada ciddi bir itibar erozyonuna yol açmak demektir.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yıpranması elbette her iki tarafa da olumsuz yansıyacaktır. Ancak bu tablonun en büyük kaybedeni Azerbaycan olur. Karabağ'dan enerji koridorlarına, Nahçıvan bağlantısından savunma iş birliğine kadar Bakü'nün stratejik hesaplarının neredeyse tamamında Türkiye'nin desteği belirleyici bir yer tutar. Azerbaycan petrolü dünyaya Türkiye üzerinden, Ceyhan'dan açılır. Türkiye ile arasını bozan bir Azerbaycan'ın bunun alternatifini İsrail'le iş birliğini güçlendirmekte bulacağını düşünmek ise çok büyük bir yanılgıdır.

Halkları ve toplumları birbirine bağlayan değerleri, tarihten gelen kültürel bağları, kısacası kardeşliğin temelini oluşturan unsurları siyasi iktidarların tercihleriyle aynı yere koyamayız. Birincileri, siyasi otoritelerin yanlışlarını haklı göstermenin ve savunmanın gerekçesi olarak kullanmak bir yanıltmadır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağları köklü ve güçlüdür; bu bağlar bir yönetimin yanlış kararlarıyla sökülüp atılamayacak kadar sağlamdır. Ama bu, bugün Bakü'ye hükmeden zihniyetin ciddi yanlışları karşısında "dost ve kardeş ülke" gerekçesiyle susmanın mazereti olamaz. Kardeşlik, yanlışı alkışlamayı değil, yanlıştan dönülmesi için uyarmayı gerektirir.

Yasak nasıl başladı?

Azerbaycan'da sürecin hukuki zemini bu yaz hazırlandı. 7 Temmuz 2026'da genel eğitim mevzuatına "millilik ve dünyevilik" (laiklik) ilkesi eklendi. Ardından Bakanlar Kurulu, Başbakan Ali Asadov imzasıyla 21 Eylül 2026 tarihli 309 sayılı kararla okul kıyafeti kurallarını değiştirdi. Kararın metninde "başörtüsü" ya da "hicab" kelimesi geçmiyor; ancak öğrencilerin "okul üniformasının bütünlüğünü bozan" ve "dünyevilik (laiklik) ilkesine uygun olmayan" unsurlar taşıması yasaklanıyor, uyumun sorumluluğu da velilere yükleniyor. Ekim başında bu tür kurallar öğretmenleri de kapsayacak şekilde genişletildi. 12 Ekim'de okullarda denetimler başladığında, uygulamanın asıl hedefinin ne olduğu açıkça görüldü: Başörtülü kız öğrenciler ve öğretmenler okul kapılarından geri çevrildi.

Resmî gerekçe "laik eğitim"di. Fakat yasağın asıl sebebi, Aliyev yönetiminin ülkede giderek artan İslami duyarlılıktan duyduğu rahatsızlıktı. Bu ilk deneme de değildi. Azerbaycan 2010 yılının sonunda da okullarda başörtüsünü yasaklamaya kalkışmış, 2011'de Bakü'de ve başka şehirlerde düzenlenen gösteriler sert biçimde bastırılmış, yüzlerce kişi gözaltına alınmış, bazı muhalifler uzun hapis cezalarına çarptırılmıştı. Aradan geçen on beş yılda Bakü yönetimi bu deneyimden ders çıkarmak yerine aynı yolu yeniden yürümeyi tercih etti.

Tepki gecikmedi. Yasağın uygulamaya konulduğu gün Bakü'nün Garadağ ve Yasamal bölgelerinde protestolar yaşandı. İçişleri Bakanlığı'na göre 37 kişi gözaltına alındı, "kamu düzenini bozmak"tan dava açıldı, bazı öğretmenler görevden uzaklaştırıldı. Yani Aliyev yönetimi bir yandan tüm uyarılara rağmen yasakçılıkta ısrar ederken, öte yandan kendi toplumundan yükselen itirazlara demir yumruğunu gösteriyor.

Türkiye'den yükselen sesler

Haber Türkiye'ye ulaştığında tepkiler geniş bir yelpazeden geldi. İstanbul'daki Azerbaycan Başkonsolosluğu ve Ankara'daki Büyükelçilik önünde eylemler yapıldı. Sivil toplum kuruluşları, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, ilim adamları ve farklı partilerden siyasetçiler yasağı eleştirdi. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Oktay Saral, başörtülü öğrencilerin okula alınmamasını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi; AK Parti'den bazı milletvekilleri de benzer açıklamalar yaptı.

Bu tepkilerin ortak noktası basit bir hatırlatmaydı: Bu film Türkiye'de zaten oynandı ve sonu hüsranla bitti.

Türkiye'nin acı tecrübesi

Türkiye, başörtüsü yasağının ne anlama geldiğini en iyi bilen ülkelerden biridir. Özellikle 28 Şubat sürecinde üniversite kapılarında "ikna odaları" kuruldu, binlerce genç kız eğitim hakkından mahrum bırakıldı, kamu görevindeki başörtülü kadınlar işinden edildi, bir milletvekili Meclis kürsüsünden kovuldu. Kendilerine çok güvenen ve "28 Şubat bin yıl sürecek" diyen darbeciler, sonunda bu baskı politikalarının toplumun vicdanında karşılık bulmadığını gördü. İnsanlar meydanlara çıktı, el ele zincirler kuruldu, büyük yürüyüşler yapıldı

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

527. Sayı Kasım 2026