Sayı : 527   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İmanın Mahiyeti: "tasdik, Rıza Ve Yakîn Dereceleri"

  • 31 Ekim 2026
  • 10 Görüntülenme
  • 527. Sayı / 2026 Kasım



Kalpteki bu rıza ve kabulün yokluğu, imanın tanımını doğrudan etkiler. Klasik Kelâm tanımında iman sıklıkla "tasdik" (kalp ile doğrulama) olarak ifade edilse de imanı yalnızca yalın bir tasdike indirgemek eksik bir tanımdır. Zira rıza ve kabul unsurları bulunmaksızın gerçekleşen bir tasdik, kişiyi tek başına mümin kılmaya yeter ancak, şunu da unutmamak gerekir ki, tarih boyunca hakikati zihnen ve kalben bildiği halde inkârında ısrar eden pek çok figür ortaya çıkmıştır.

İman; yalnızca zihinsel bir idrak ya da soyut bir kabullenmeden ibaret olmayıp, kalbin katî ve sarsılmaz bir doğrulamayla (tasdik) hakikate teslim olması, bu kabulü tam bir rıza, derin bir samimiyet ve sarsılmaz bir bağlılıkla benimseyip içselleştirmesidir. Kelâmî açıdan tasdik imanın temel şartı ve sarsılmaz zemini iken; rıza ve kabul bu tasdike ruhi bir canlılık kazandıran, insanı şüphenin ve samimiyetsizliğin karanlığından kurtaran asıl cevherdir.

İslam düşünce geleneğinde yalın bir inanma biçimi ile şerî iman arasındaki temel fark nedir? Kur'an-ı Kerim'e göre Firavun ve kavminin Hz. Musa'nın mucizelerini inkâr etme sebebi neydi? İslam akâidi açısından yalanlamaya dayanmayan iki küfür türü hangileridir? Hz. Peygamber'in hadisine göre, imanın tadını tatmak için ne yapılması gerekir? İmanın ilk ve sarsılmaz rüknü hangi temele dayanır? Kelâm ilminde imandaki artış ve eksiliş hangi kavramın derecelerinde gerçekleşir? "Zan ile yakîn" arasındaki temel ayrım nasıl açıklanmaktadır? Bu sorularımı cevaplandırırsanız memnun olurum.

İslam düşünce geleneğinde ve özellikle Kelâm ilminde "iman" kavramı ele alınırken yapılan en temel ayrım, yalın bir inanma biçimi (mutlak iman) ile İslam'ın tarif ettiği özel ve şer'î iman arasındaki farktır. Genel anlamda iman; herhangi bir düşünceyi, olguyu veya bilgiyi zihnen kabul etmek anlamına gelebilir. Ancak Kelâm geleneğinin üzerinde durduğu ve insanı ebedî kurtuluşa ulaştıracak olan iman; Allah'ı yegâne Rab, Hz. Muhammed'i (sav) O'nun elçisi ve İslam'ı nihai din olarak kabul etmek; bu kabulü tam bir rıza, içselleştirilmiş bir teslimiyet ve kesin bir doğrulama (tasdik) ile hayata yansıtmaktır. Günlük hayattan bir misal verecek olursak, bir kişinin dünyaca ünlü bir doktorun tıp alanındaki uzmanlığını kabul etmesi yalın bir "bilgi" veya "tasdik" düzeyinde kalır. Fakat o doktorun reçetesini tam bir güven ve teslimiyetle uygulaması, sağlığını O'na emanet etmesi "rıza ve kabul" içeren bir ilişki biçimidir. İşte şer'î iman, yalnızca ilk aşamada kalmayıp ikinci aşamadaki gönüllü teslimiyeti de kapsar.

Tam da bu noktada iman, sadece zihnin onayladığı soyut bir formülden ibaret kalmayıp insanın varoluşsal sorularına cevap veren dinamik bir şuur haline dönüşür. Varlığının kaynağını (nereden geldiğini), var edicisinin kim olduğunu, dünyadaki bulunma gayesini (niçin var olduğunu), ölüm sonrasındaki akıbetini ve ebedî saadeti nasıl elde edeceğini bilen bir mümin varoluşsal bir netliğe kavuşmuştur. Bugün modern insanın en büyük bunalımlarından biri "anlam arayışı" ve "yön kaybı" iken; kaybolduğu karanlık bir ormanda elinde pusula ve fener olan bir insanın hissettiği rahatlama ve sevinç ne ise, kâinatın ve varoluşun hakikatine dair sorulara İslam ile eksiksiz cevap bulan müminin hissettiği huzur ve sevinç de odur. Bu sebeple iman; kalpte kök salan bir rıza, bu rızadan doğan bir iç huzur ve bu nimete sahip olmaktan kaynaklanan onurlu bir duruş gerektirir. Rıza ve içsel benimseme olmaksızın, sırf mantıksal bir zorunlulukla kabul edilen fikirler hakiki anlamda "şer'î iman"ı oluşturmaz.

Kalpteki bu rıza ve kabulün yokluğu, imanın tanımını doğrudan etkiler. Klasik Kelâm tanımında iman sıklıkla "tasdik" (kalp ile doğrulama) olarak ifade edilse de imanı yalnızca yalın bir tasdike indirgemek eksik bir tanımdır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

527. Sayı Kasım 2026