Yüce Allah'ın varlığı ve birliği kabul ve tasdik edilmeden kâinat ve kâinattaki düzeni hissetmek ve anlamak bir hayalden, bir seraptan ve aynı zamanda telafisi imkânsız olan bir acıdan ibaret kalır. Nitekim günümüz dünyasındaki psikolojik problemlerin, ictimai kaosların sebebi Allah ile insan arasındaki bağın insanlar tarafından inkâr edilmesi ve tek taraflı olarak koparılmasıdır.
Kur'an-ı Kerim'de anlatılan ve kulların bilmesi ve inanması gereken Allah- insan ilişkisi; resmi, mekanik, fiziki bir ilişki değil bilakis samimi, yakın, güven üzerine inşa edilmiş, kuşatıcı bir ilişkidir. Hadsizlik edenleri, haddi aşanları bile hemen cezalandırılmayan, inkarcılara bile rızık verip mühlet tanıyan, inanan kullarını ödüllendiren, affetmek için binlerce vesile ve sebep kılan merhametli bir ilaha olan iman, kul için en büyük güven kaynağı ve psikolojik nokta-i istinattır.
Yaratıcı bir tanrı inancı dünya üzerindeki neredeyse bütün toplumlarda var olan bir inançtır. Dinler tarihi disiplini açısından değerlendirildiğinde tanrı inancı, ilkel dinlerde ve diğer inanç sistemlerinin hemen hepsinde vardır. Toplumlarda, yaratıcı tanrının mahiyeti, niteliği, niceliği değişse de zorunlu bir tanrı anlayışı sabittir. Tanrısız bir evren tahayyülü ilk dönem felsefi anlayışlarda veya inanışlarda bile söz konusu değildir. İlk madde, arkhe, ilk müteharrik vb. isimlendirmelerle tartışılan husus tanrının varlığı yokluğu konusu değil mahiyeti konusu olmuştur. Bazıları gök cisimleri, bazıları tabiat, görünen veya görünmeyen herhangi bir varlık veya varlıklar, aşkın, içkin, metafizikî vb. farklı kabul ve değerlendirmeler veya inanışlar olmakla beraber hepsinin temelindeki düşünce insanın tapınma duygusunu karşılayan bir varlığın(varlıkların) kişiler veya toplumlar tarafından kabul edilmesi düşüncesi tarihin her döneminde mevcuttur.
İnsanlığa yegâne, vacib-ül vücud olan, tek ilah tarafından gönderilen son din İslam'da ve insanlığa gönderilen son ve sonsuz ilahi mesaj olan Kur'an-ı Kerim'de tek yaratıcı, eşsiz güç ve irade sahibi, eşsiz, benzersiz, ezeli ve ebedi olan ilahın ismi Allah olarak ifade edilmiştir. Allah'ın varlığı ve birliği konularında Kur'an-ı Kerîm'in taşıdığı üslûp ve kullandığı deliller, bu hususların, aklı selîm ve fıtratı salim insanlar tarafından tabii olarak bilinip benimseneceği esasına dayanır. Ayetlerdeki tavsif edici, teşbih veya mecaz yoluyla teşhis ya da tarif edici tanımlamalar ifadeler, insanın yaratıcıyı aklîleştirebilmesi ve inancını muhkem, kavî hale getirebilmesi içindir. İnsan zaviyesinden bakıldığı zaman Allah: Zorunlu varlıktır. O'nun varlığı kendindendir ve zorunludur. Allah'ın varlığının başlangıcı yoktur, ezelidir. Allah'ın varlığının sonu da yoktur. Ebedidir. Allah, tektir. Onun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eşi, benzeri veya ortağı yoktur. Sonradan yaratılanlara (havadis) benzemez. Yaratılmış hiçbir varlığa hiçbir yönden benzemez. Antropomorfolojik(insan biçimci) bir tanrı anlayışı İslam inancı için doğru bir anlayış veya yorum değildir. Allah'ın varlığı kendindendir. O, var olmak için hiçbir şeye muhtaç değildir. Allah, her türlü âcizlik, eksiklik ve yaratılmışlık özelliklerinden münezzehtir.  Allah Teâlâ'nın zâtı duyularla idrak edilemez. O, müşahede aleminin konusu değildir. O'nun varlığını herkesin kabul etmeye mecbur kalacağı tarzda ispatlamak mümkün değildir. Bu zaviyeden değerlendirdiğimizde Allah'a olan iman beş duyunun ve aklın konusu değil irade ve kalbin konusudur.
"Allah" gerçek ilâhın özel ismidir. Allah diye adlandırılan en büyük ve en yüce zat kâinatın meydana gelmesinde, devamında ve olgunlaşmasında bir ilk sebep olduğu gibi "Allah" yüce ismi de ilim ve irfan dilimizde sadece tek ilah için kullanılan en özel isimdir. Yüce Allah'ın varlığı ve birliği kabul ve tasdik edilmeden kâinat ve kâinattaki düzeni hissetmek ve anlamak bir hayalden, bir seraptan ve aynı zamanda telafisi imkânsız olan bir acıdan ibaret kalır. Nitekim günümüz dünyasındaki psikolojik problemlerin, ictimai kaosların sebebi Allah ile insan arasındaki bağın insanlar tarafından inkâr edilmesi ve tek taraflı olarak koparılmasıdır. "Allah" özel ismi üzerinde birleştirilmeyen ve düzene konmayan ilimlerimiz, sanatlarımız, bütün bilgiler ve eğitimimiz de iki ucu bir araya gelmeyen ve varlığımızı silip süpüren, dağınık fikirlerden, anlamsız bir dilemmalar, tenakuzlar ikliminden ibaret kalır. Bundan dolayı insan doğruyu inkâr ederken bile onun doğru olduğunu kabul mecburiyetinden kurtulamaz.
Yüce Allah varlığı zaruri olan öyle bir zattır ki, bizim varlığımızda, fıtratımızda bu yüce varlığa öz ve sınırsız bir temayül, manevi bir duygu vardır. Bu öz ve sınırsız manevi duygu; sınırlı duygularımızın, anlayışlarımızın, akıllarımızın, fikirlerimizin, tahayyülümüzün hepsinden daha doğru, toplamından daha kuvvetlidir. Kur'an bize bu en yüce ve en büyük zatı, eksiksiz sıfatları ve en güzel isimleriyle tanıtıyor ve bizim O'na olan ilgi ve alâkamızı akli, kalbi, ruhi ve duygusal bağımızı veciz ifadelerle ortaya koyuyor. İnsan açısından Allah hem münezzeh, aşkın bir varlıkken Allah açısından değerlendirildiği zaman insanla iç içe, samimi, içkin bir varlıktır. "İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz, biz ona şah damarından daha yakınız." (Kâf, 50/16) buyurmak suretiyle Allah-insan ilişkisinin boyutuna dair bize; Allah'a olan duygumuzun ne derece yakın olduğuna/olması gerektiğine dair bir parametre verir
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















