Kur'an'ın İlahi Kaynağına Dair Kapsamlı Bir Yaklaşım , Prof. Dr. Ramazan Altıntaş
Sayı : 520   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Kur'an'ın İlahi Kaynağına Dair Kapsamlı Bir Yaklaşım

  • 03 Nisan 2026
  • 12 Görüntülenme
  • 520. Sayı / 2026 Nisan



Kur'an boyunca Hz. Peygamber'e hitaben kullanılan "Kul" (De ki...) emri, onun sadece bir elçi olduğunu, metne müdahale yetkisinin bulunmadığını hatırlatır. Kendi aleyhine olan hükümleri bile harfiyen tebliğ etmesi, onun bu metnin yazarı değil, sadık bir emanetçisi olduğunun en büyük kanıtıdır. Modern psikolojide hiçbir "ego", kendini bu denli radikal bir özeleştiriye tabi tutan bir kurgu inşa etmez.

Kur'an'ın son ve belki de en etkileyici mucizesi, insan ruhu üzerindeki tedavi edici etkisidir. Kur'an, sadece akla hitap eden bir kanun metni değil, kalpleri teskin eden ilahi bir musikidir. Okunduğunda en sert kalpleri yumuşatan, ümitsiz ruhlara can veren bu tesir, beşerî bir edebiyatın sınırlarını aşar. Bu, ilahi özün, insan fıtratıyla kurduğu doğrudan temastır. "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd, 13/28) ayeti, bu manevi etkinin formülüdür.

"Bazı çevreler, Kur'an'da Hz. Peygamber'in yanı sıra Firavun ve Şeytan gibi figürlerin de "ene/ben" zamiriyle başlayan ifadeler kullanmasını gerekçe göstererek, bu metnin ilahi bir kelam olamayacağını savunmaktadır. Bu iddiaya karşılık, Kur'an'ın bir insan sözü değil de doğrudan Allah kelamı olduğunu kanıtlayan, akıl ve mantık çerçevesinde ikna edici deliller nelerdir? Bu konuda aydınlatırsanız memnun olurum."

Kur'an-ı Kerim, nazil olduğu günden bu yana insanlığın karşısına sadece bir inanç manzumesi değil, aynı zamanda aşılması imkânsız bir edebiyat, hukuk ve hikmet abidesi olarak çıkmıştır. Kur'an'ın kaynağına dair tartışmaların merkezinde, onun ya bizzat âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir "Kelâm-ı Kadîm" olduğu ya da (hâşâ) beşerî bir zihnin ürünü olduğu ikilemi yer alır. Ancak gerek Aliyyü'l-Kârî (ö. 1014/1605) gibi kelam devlerinin teorik izahları, gerekse modern dilbilim ve fen bilimlerinin sunduğu somut veriler, Kur'an'ın "Sözün Sahibi"nin zaman ve mekânla sınırlı bir beşer olamayacağını kesin bir dille ispatlamaktadır. Özellikle Firavun, Şeytan veya kâfirlerin Kur'an'daki sözleri, bu ilahî yapının mahlûkattan nasıl ayrıldığını gösteren en kristalize örneklerdir. Aliyyü'l-Kârî'nin Şerhu'l-Fıkhu'l-Ekber'de sunduğu en temel savunma, Allah'ın kelam sıfatının mahiyetidir. Kur'an'da Firavun'un "Ben sizin en yüce Rabbinizim" (Nâziat, 79/23-24; Kasas, 28/38) demesi veya kâfirlerin inkâr cümlelerinin yer alması, yüzeysel bir bakışla bu sözlerin "sonradan yaratılmış mahlûklara" ait olduğu zannını doğurabilir. Oysa Ehl-i Sünnet akidesine göre, Allah'ın kelamı zatıyla kaimdir ve ezelidir. (Kelâm-ı Nefsî). Aliyyü'l-Kârî bu noktada hassas bir ayrım yapar: "Firavun'un o sözü tarihsel bir düzlemde söylemesi mahlûk bir "fiil" iken, Allah'ın bu hadiseyi ezelden bilip bizlere haber vermesi Allah'ın ezeli kelamıdır. Bu, bir aynadaki görüntünün aynanın bir parçası olması gibi, lafızların da ezeli manaya delalet eden ilahi işaretler olmasıdır. Kur'an'ın bir kısmını "beşer sözü" saymak, ilahi sıfatın parçalanması anlamına gelir ki bu aklen noksanlıktır. Mümin, Mushaf'ı okurken Firavun'u "taklit" etmez, Allah'ın o hâdise hakkındaki "ezeli ihbarını" okur. Bu durum, metnin her zerresinin Allah'a ait olduğunu kanıtlar." (Ali el-Kârî, Şerhu'l-Fıkhu'l-Ekber, thk. Mervân Muhammed eş-Şaâr, Dımaşk: Dâru'n-Nefâis, 2009, s. 75)

Rasyonalist bir perspektifle bakıldığında, Hz. Muhammed'in (sav) dilinden dökülen iki külliyat vardır: Hadis-i Şerifler ve Kur'an Ayetleri. 23 yıl boyunca bir insanın iki farklı edebi kimliği, birbirine hiç karıştırmadan sürdürmesi beşerî psikoloji ve dilbilim (filoloji) açısından imkânsızdır. Hadisler; insani bir tevazu, şefkat, dua ve dönemin en üst düzey Arapçasıyla söylenmiş beşerî kelamlardır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

520. Sayı Nisan 2026