Sayı : 499   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Engellere Feda Edilmeyen Vahdet, Şer'i Velayetin Sigortasıdır

  • 01 Şubat 2024
  • 221 Görüntülenme
  • 494. Sayı / 2024 Şubat



İslâm davetçisinin ve İslâm'a hizmet gruplarının ya da odaklarının birçok noktada özrü olabilir. Fakat cehalet ve rekabet kaynaklı olarak Müslümanları parçalamak, bölmek, toplumun vahdetine aykırı davranmak gibi bir cinayeti işlemekte kesinlikle hiç bir özür söz konusu olamaz. Taassub, tefrika, cehalet, dünyevileşme, mürailik, keyfe düşkünlük, enaniyet, egemenlik ihtirası, ırkçılık, kavmiyetçilik, ümmet olmanın ve imandan kaynaklanan vahdetin önündeki en büyük engellerdir.

 

Ümmetsizlik ve Hilafetsizlik coğrafi parçalanmışlığı, coğrafi parçalanmışlıkta zihinsel dağınıklığı beraberinde getirmiştir. Asrımızda dünyayı yöneten ve mevcut gidişattan memnun olan bir avuç putçu azınlık, kendi egemenliklerini devam ettirebilmek için Müslüman kavimlerin sürekli kavgalı olmalarını, parçalanmış, bölünmüş halde kalmalarını zorunlu görmektedirler. Bu yüzden onları bilgiden, hikmetten, bilimden ve bilinçten uzaklaştırmak için küresel boyutta algı operasyonları ve sanal gündemlerle meşgul etmektedirler.

 

Allah’ın arzında Allah’ın ipine tutunanlar, iman edenler, salih amel işleyip iyi işler yapanlar, sabredenler ve birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye edenlerin sosyal hayatta vazgeçilmezleri ümmet, hilafet ve vahdet olur. Şunu bilelim ki; bir dinin yaşanması, ona ait inanç, ibadet, ahlak ve muamelat esaslarına sahip çıkmakla mümkündür. Aksi halde inançta sapıklık, toplumda iftirak ve dağınıklık kaçınılmaz olur. Oysa "Allah bir kimsenin içinde iki kalp yaratmamıştır." (Ahzab, 33/4) ayet-i kerimesi, dini başka dünyası başka insanların, içinde bulundukları anlamsız ve anlaşılmaz hali, pek net bir şekilde reddetmektedir. Vahdet; tevhid-i kulübün tevhid-i ef’ale dönüşmesidir.

Vahdetimiz, imanımızla mukayyettir. Kardeşliğimizin sınırı, imanımızın sınırıyla doğru orantılıdır. İtikadda tevhid neyse, sosyal hayatta vahdet odur. Yani İslâm’ın inanç yapısında Tevhid'in yeri ne ise, İslam toplum yapısında da birliğin (vahdetin) yeri odur. Tevhid olmadan inanç ve ameller herhangi bir kıymet ifade etmediği gibi, birlik/vahdet olmadan da İslam toplumunda herhangi bir erdemin, huzurun ve güvenin yaygın bir şekilde hayat bulması mümkün değildir.

Vahdet kelimesi aynı zamanda "ümmet" sözcüğü içerisinde mündemiçtir. Öyle ki, ümmet "ümm" kökünden olup "ana" anlamına gelen bir kelimedir. Ana, "toparlayan ve bir arada tutan"dır. Ümmet, nasıl ki aynı inancı ve akideyi taşıyan ve bu akidenin gereklerini yerine getirmek için eşgüdümlü olarak aynı hedefe doğru hareket halindeki topluluk oluyorsa, vahdet de hablullah etrafında birlik olmuş ve aynı hedefe doğru senkronize bir şekilde yürüyen evrensel tevhid kervanı anlamına gelmektedir.

İslâm’da imandan sonra ümmet, hilafet gibi, velâyet ve vahdette evleviyattandır. Allah’ın arzında bir vücudun azaları gibi birbirine duyarlı, bir binanın tuğlaları gibi birbirine bağlı ve bir tarağın dişleri gibi yan yana olması gereken Müslümanlar maalesef hilafet-i şer’iyye’nin ilgasından sonra imamesi kopan tespih taneleri gibi dağılmışlardır.

Velâyetten vahdete, vahdetten ümmete yol gider. Velâyet ve vahdet hususunda hassasiyetleri olmayanların ümmet olmaları mümkün değildir. İmanımızdan kaynaklanan velâyetimiz ve vahdetimiz hiçbir engele feda edilemez. Rabbimiz ferman buyuruyor:

“Ve müminlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o takdirde saldıran grupla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever. Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Umulur ki böylece siz rahmet olunursunuz.” (Hucurat, 49/9-10)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

494. Sayı Şubat 2024