Sayı : 443   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İslam Aleminden

Ahmet Varol

Doğu Türkistan'da İşkence Kampları

  • 06 Ağustos 2019
  • 170 Görüntülenme
  • 440. Sayı / 2019 Ağustos
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Ahmet Varol
Tüm Yazı Arşivi



Günümüzdeki zulüm rejimleri kendilerinin halkları üzerinde bir siyasi otorite oluşturmuş olmalarını aynı zamanda onlara istedikleri gibi zulmetme, haksızlık etme, işkence etme hakkına sahip olmak olarak görüyorlar. O yüzden, zulümlerine itiraz edilmesini ve zulüm uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulunulmasını iç işlerine karışmak olarak değerlendiriyorlar.

 

Bugün Çin'in Doğu Türkistan'da Müslümanlara yönelik zulüm uygulamaları da bir iç işleri meselesi değil bir insanlık sorunudur. İnsan olduğuna inanan herkesin yapılan zulümleri reddetmesi ve bu zulmün son bulması için neler yapabileceği üzerinde zihnini yorması gerekir.

 

Çin'in okullarında yıllardan beri verilen ateist eğitime rağmen Doğu Türkistan Müslümanlarının yine de çocuklarının inanç ve değerlerini muhafaza etmelerini sağlamayı başardıkları biliniyor. İşte bu yüzden zulüm rejimi, onların çocuklarını ailelerinden tamamen ayırarak, yetim merkezlerinde tümüyle din karşıtı, ateist bir eğitime tabi tutmak istiyor.

 

Geçtiğimiz ay BM İnsan Hakları Konseyi'ne üye 22 ülke Çin'in Sincan olarak isimlendirilen bölgesinde yani Doğu Türkistan'da Uygurlara ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yaptığı zulüm uygulamalarını eleştiren ve onlara yönelik kitlesel göz altıların durdurulması çağrısında bulunan bir mektup imzaladı. Ancak Çin'deki zulüm yönetimi çağrıya tepki göstererek Müslümanlara yönelik insanlık dışı muamelelerinde, zulüm uygulamalarında ısrarlı olduğunu ortaya koydu.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ülkesinin BM İnsan Hakları Konseyi'ne üye 22 ülkenin Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman azınlıkların mensuplarının toplandığı kampların kapatılması ve toplu göz altılara son verilmesi çağrısına tepki gösterdiğini dile getirerek bunu kendi iç işlerine ciddi bir şekilde müdahale olarak nitelendirdiğini ifade etti.

Günümüzdeki zulüm rejimleri kendilerinin halkları üzerinde bir siyasi otorite oluşturmuş olmalarını aynı zamanda onlara istedikleri gibi zulmetme, haksızlık etme, işkence etme hakkına sahip olmak olarak görüyorlar. O yüzden, zulümlerine itiraz edilmesini ve zulüm uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulunulmasını iç işlerine karışmak olarak değerlendiriyorlar. "İç işlerine karışma", dikta rejimlerinin kendi halklarına yönelik zulüm ve şiddet uygulamalarının önünün açık tutulması için çok sık kullandıkları bir bahanedir. Oysa insanlara keyfi bir şekilde zulmedilmesi, onların insanî haklarını kullanmalarına fırsat verilmemesi bir iç işleri sorunu değildir. Bir insanlık dramıdır ve "ben insanım" diyen herkesi ilgilendirir. Eğer insanlara zulmedilmesine itiraz edilmesi, zulmün son bulması için çağrı yapılması iç işlerine müdahale ise ve kimsenin zulme itiraz etme hakkı olmayacaksa o zaman insan haklarından, uluslararası hukuktan söz etmenin ne anlamı kalır? Kimsenin kimseye bir şey deme hakkı olmaz ve bir ülke yönetiminin vatandaşları üzerinde kurduğu siyasi hâkimiyeti onları sebepsiz yere katletmesinin, hukuki bir gerekçeye dayanmadan mahkûm etmesinin, sebepsiz yere cezalandırmasının dayanağı olarak kullanması mümkün olabilecektir.

Suriye'de halkın sistemde değişiklik talebiyle meydanlara çıkmasına karşılık katliamlar gerçekleştirilmesine tepki gösterilmesi üzerine de İran'ın ve Baas'ın davulunu çalanlar olayların Suriye'nin iç meselesi olduğunu, kimsenin bu ülkenin iç işlerine karışma hakkı olmadığını söylüyorlardı. Onların anlayışına göre olay Suriye'nin iç sorunu olduğundan Baas'ın da onu çözebilmek için istediği kadar insanı katletme, kesme, doğrama hakkı vardı. Kimsenin ona karışma, müdahale etme hakkı yoktu. Ama Baas diktası halkın direnişi karşısında köşeye sıkışmaya başlayınca kuralı kendilerine uygulamadılar. Kendileri halkın direnişini bastırmak için halka karşı ülkenin iç işlerine her şekilde karışmaktan çekinmediler.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

440. Sayı Ağustos 2019