Sayı : 443   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Medeni Olmayanların Medinesi Olmaz

  • 07 Kasım 2019
  • 11 Görüntülenme
  • 443. Sayı / 2019 Kasım



  1. ve Medeniyet, Hicretten sonra gündeme gelmiştir. Hicret, cemaatten devlete giden yoldur. Bu yolda olanlar, Mekke’de tevhid atmosferinde yetişen medenîlerdir. Medenî, yani Medineli, diğer anlamıyla şehirli olmanın ölçüsü İslâm’ın kurumsallaştığı ve sistemleşip yürürlükte olduğu hayatı sağlayan mekândır.

 

 

Biz Medenî olursak Medine’miz olacak. Biz bedevî olursak, bedevî kalmakta direnirsek İslâm’ın ve Müslümanların imajıyla oynayanların işini kolaylaştır kendi Medine’mizden mahrum kalırız. Medenîler Medine’siz, Medine’ler Medeniyetsiz olmaz.

 

Yusuf’un kuyusunda olan Yakub’un gözyaşında olur. Âzerin evinde olanın gözü İbrahim’in put kıran baltasında olur. Mekke’de olan Medine yolunda olur. Medine’sine kavuşan Medenî, Mekke’sini fethe etme hazırlığında olur. Bugün Medine’siz kalmış Mekke’de yaşasak da Medine’mizi yüreğimizde, hükümlerini de sırtımızda taşıyoruz. Allah için yaşadığımızdan dolayı da “gerici”, “mürteci”, “yobaz diye yaftalanarak Allah düşmanları tarafından taşlanıyoruz.

  1. ve Medeniyet, Hicretten sonra gündeme gelmiştir. Hicret, cemaatten devlete giden yoldur. Bu yolda olanlar, Mekke’de tevhid atmosferinde yetişen medenîlerdir. Medenî, yani Medineli, diğer anlamıyla şehirli olmanın ölçüsü İslâm’ın kurumsallaştığı ve sistemleşip yürürlükte olduğu hayatı sağlayan mekândır. İbn-i Haldun, “Mukaddime”sinde medeniyetin ileri safhası olarak kullandığı “hadariumran” (bedevî umranla karıştırılmamalı) kavramının merkezine “Mükemmel insan” olarak Hazret-i Peygamberimizi ve asr-ı saadet’i koyar. Bu merkeze bağladığı devlet, hukuk, istikrar, ilim, kültür ve sanatın şehirlerde oluşup gelişeceğini belirterek İslâm toplumu yahut medeniyetinin şehri hususiyetine işaret eder. İbni Haldun, şehirlere insan akınıyla beraber ilimlerin ve sanatların da buluşma yeri olduğunu, ilim pazarları, bilgi denizleri oluştuğunu anlatır. (Bkz. Mukaddime 405, Milli. Eğitim Bakanlığı. Terc. 2/452)

Medeniyetin şehrî vasfını teferruatlıca yazan Fârâbî, “Es-Siyasetü'l-Medeniyye veya Mebadi'ül-Mevcudat” kitabında (Büyüyen ay Yayınları) medeniyetin niçin köyde değil de şehirde yeşereceğini “Cemaatü'l-İnsaniyye” , “Cemaatü'l-Medeniyye”, “el-Medine” ve "İctimaatü'l-Medeniyye” kavramlarıyla izah ediyor ve erdemli toplumun, iş bölümünün, dayanışma ve düzenin şehirde meydana geleceğini anlatıyor. "İctimaatü'n-Nakısa" kavramıyla da “eksik toplulukları” , yani şehirleşmemiş, şehrî olmayan köylü toplumu kastediyor. Gerek Medine, gerek Medenî ve gerekse Medeniyet, doğrudan doğruya “Din” ile alakalı olan kavramlardır.

Bil ki; Din, Dünya, Medine, Medeni ve Medeniyet akraba kavramlardır. Bu kelimelerin anlam kümesinden baktığımız zaman medeniyet dünyaya ait beşeri bir etkinliktir. Yani medeniyet insana aittir, melekût veya ceberut âleminde medeniyet yoktur. Medeniyet, dünyaya ait bir beşeri faaliyet ve hâsıla ise, o halde dünya nedir? Dünya, varlık mertebesinde, Allah'tan en uzak nokta ve varlık âleminin en alçak yeri demektir. İnsanoğlunun bu dünyada yapabileceği her şey noksan, izafi, sonlu ve sınırlıdır. Rabbimiz haber veriyor: “Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu deni/geçici dünyanın değersiz malını alır ve (nasıl olsa) biz bağışlanacağız, derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?” (A’raf, 7/169) Görüldüğü gibi, dünya ednadır/alçaktır. Edna olan dünyayı kıble edinmişlerden medenî olmaz. Baki ne güzel söyler:

“Baş eğmezüz edânîye dünyâyı dûn için

Allah’a dur tevekkülümüz i'timâdumuz”

Edânîye dünyayı dün için boyun eğmeyip bir tek Allah’a tevekkül etmiş olan Medenî, mekânda yaşarken din tezahür edecek, ete kemiğe bürünecek, soyut olan somutta ortaya çıkacak ve o mekân bir Medine olacak. Bunu yapacak özne medenidir, bunun hâsılası medeniyettir. Peygamber Efendimiz de kelimeyi tam da buradan türetti. Medine'nin eski ismi "Yesrib" idi, Efendimiz şehre "Medine" ismini verdi. Bu sebepten de Medine'ye Medinet'ün Nebi, yani Peygamber Şehri deriz. Yesrib bir fesat diyarıydı, Medine olunca medeni olmuştur. Din, bu mekânda yaşayıp tezahür etmiş, insanlar medeni olmuş ve bir medeniyet kurulmuştur. Tabii ki, ilk Müslüman neslin amacı bir medeniyet kurmak değil, dini yaşamak ve yaşatmaktı. Medeniyet, dinin ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde uygulanmasının neticesinde hâsıl durumların tümüdür. Medeniyetin ilham kaynağı dindir. Dinin olmadığı yerde medeniyetten bahsedilemez. Rabbimiz uyarıyor: “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrann, 3/85) İslâm, Allah katında geçerli olan yegâne hak dindir. İslâm’dan başka hak din yoktur. İslâm, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği hayat tarzı, Allah’ın çerçevesini belirlediği yaşam biçimi, beşikten mezara hayatı düzenleyen itikadi ve ameli nizamın adıdır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

443. Sayı Kasım 2019