Sayı : 497   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Umran

Mehmet Toker

Ümmeti İhya Eden Nebevi Ruh : Sünnet

  • 29 Nisan 2023
  • 828 Görüntülenme
  • 485. Sayı / 2023 Mayıs



Sünnet ve hadis kavramları çoğu zaman birbirinin yerine kullanılmışsa da esasen birbirinden farklı kavramlardır. Aradaki farkın bilinmesi sünnetin anlaşılması ve anlatılması açısından ehemmiyet arz etmektedir. Sünnet, Hz. Peygamber için değişmeyen ve karaktere dönüşmüş davranışların ifadesidir. O'nun davranış ve hareketlerinde sebat ve devamlılık vasfını ifade etmektedir. Sünnet, Peygamberimizin 23 yıllık nübüvvet döneminde kendisine inen vahyi, yine Allah’ın gözetiminde ve denetiminde uygulama örnekliği ve hayat tarzı ortaya koymasıdır.

 

Ahlaki yozlaşmanın arttığı, insanî değerlerin pespayeleştiği, sadece İslam dünyasının değil, beşeriyetin tamamının karşı karşıya bulunduğu tehditler karşısında Hz. Peygamber'in modeli ve O’nun sunduğu evrensel değerler hem Müslümanlara hem de tüm insanlığa ilham kaynağı olabilecek ve rehberlik edecek yeterliliğe sahiptir. Hz. Peygamber'i “üsve-i hasene” en güzel örnek (rol model) olarak çağın idrakine sunmak Müslümanların en başta gelen vazifelerinden birisidir.

 

Günümüzde sünnetin doğru anlaşılamamasının ve bu zamana yansıtılamamasının sebepleri olarak şekilcilik ve taklitle beraber cehalet, duygusallık, hadislerin edebi tahlillerini, dil ve ifade tarzlarını kavrayamamak zikredilebilir.

 

 

İslâm düşüncesini belirleyen, kaynaklık teşkil eden, İslam kültürünü oluşturan ve İslam medeniyetini ortaya çıkaran iki temel kavramdan biri elbette sünnettir. Sünnet, birinci temel kaynak olan, Kur’an’ın ete kemiğe büründüğü modeldir, Peygamber Efendimizin hayat tarzıdır. Sünnet diğer ifadeyle Kur’an’ın hayat bulduğu nebevî metottur. Sözlükte “izlenen yol, yöntem, örnek alınan uygulama, örf ve gelenek” manalarında kullanılmakla beraber, İslâm’la birlikte Hz. Peygamber Efendimizin, uygulamaları, açtığı yol/çığır için kullanılmıştır. Kur’an yolun istikametini, yörüngesini, rotasını belirlemiş, o yolda nasıl seyr-ü sefer edileceği, kuralların nasıl uygulanacağı, Hz. Peygamber tarafından tatbik edilmiş, uygulamalı olarak ümmete gösterilmiş ve öğretilmiştir. Müslümanlar sünneti tatbik ederek, Peygamberi taklit ederek bu yoldan gitmiştir, gitmektedir. İşte bu açıdan değerlendirdiğimizde Kur’an ile sünnet beden ve ruh gibidir.

 

Sünnet ve hadis kavramları çoğu zaman birbirinin yerine kullanılmışsa da esasen birbirinden farklı kavramlardır. Aradaki farkın bilinmesi sünnetin anlaşılması ve anlatılması açısından ehemmiyet arz etmektedir. Sünnet, Hz. Peygamber için değişmeyen ve karaktere dönüşmüş davranışların ifadesidir. O'nun davranış ve hareketlerinde sebat ve devamlılık vasfını ifade etmektedir. Sünnet, Peygamberimizin 23 yıllık nübüvvet döneminde kendisine inen vahyi, yine Allah’ın gözetiminde ve denetiminde uygulama örnekliği ve hayat tarzı ortaya koymasıdır. İslam'ın ilk uygulaması olarak İslam'ın kurucu tecrübesi denebilir. Bu tecrübenin öznesi Hz. Peygamberdir. O’nun tüm çağlara üsve-i hasene olması çağdaş ifadeyle rol model olmasıdır. Hadis ise, Hz. Peygamber (sav)’in örnek hayatını ve insanlığa hidayet yolunu gösteren çalışmalarını anlatan söz ve davranışlarını nesilden nesile rivayet yoluyla aktaran, sünnetini ve mesajını bize ulaştıran eşsiz kaynaklardır. Hz. Peygamberin sünnetini aktaran, anlatan yazılı külliyatın bütünüdür.

 

İnsanlık tarihinde, Peygamber Efendimiz (sav) dışında, bütün söz ve davranışları, fizikî vasıfları ve ahlâkî özellikleri, hatta günlük hayatının en ince teferruatına kadar kitaplara kaydedilen başka bir şahsiyetin var olduğu herhalde söylenemez. Yine insanlık tarihinde İslâm ümmeti kadar peygamberinin ağzından dökülen hikmetli sözleri ve onun tarafından sergilenen örnek tutum ve davranışları sonraki nesillere aktaran ve bunu aktarmak için de binlerce cilt külliyat oluşturan başka bir ümmet de yoktur. Bu kaynaklar bugün hâlâ onun rehberliğini ve örnekliğini bize anlatan mümtaz eserler olarak durmaktadır. Hz. Peygamberin rehberliğini anlamak ve O’nun içerisinde yaşadığımız çağa hitap eden muazzam örnekliğini tespit etmek için bu muazzam külliyata başvurmak gerekmektedir. Günümüzde de sünnetin doğru anlaşılması noktasında bazı problemli yaklaşımlar olduğunu ifade edebiliriz. Hadislerin anlam bütünlüğünden uzak, sebebi vürudundan/bağlamından kopuk ele alınması, dönemin kültürünü, tarihi şartlarını göz ardı etme veya tarihi olduğu gibi günümüze taşıma gibi durumlar da bazen hadislerin eksik veya yanlış anlaşılmasına dolayısıyla sünnetin hayata aktarılamamasına sebep olabilmektedir. Hz. Peygamberin, “Düşmana ok atınız!” emrinin veya savaş atları hazırlanması yönündeki teşviklerin bugün de aynıyla geçerli olacağını söylemek sünnetin ruhunu anlamamak demektir.

 

Hz. Peygamber’in hayat tarzı olan sünnetin uygulanma ve günümüze taşınma açısından önemi tartışmasızdır. Hz. Peygamber, kendi uygulamalarının/sünnetinin ümmeti tarafından da takip edilmesini arzu ederek sünnetinden yüz çevirenlerin kendisinden olmadığını vurgulamakta, sünnete yapışmayı ve sünnetteki uygulamalara riayet edilmesi gerektiğini bildirmektedir. Hz. Peygamberin sünnetinin takip edilmesi konusundaki talebi veya emri kesinlik ifade eden bir talepse bu, o isteğin yerine getirilmesinin, o talebin yapılmasının farz olduğunu gösterir. Örneğin kesin bir dille “Namazı benim kıldığım gibi kılın” ve “Hac menâsikini benden öğrenin, benim yaptığım gibi yapın.” ifadeleri farziyyet bildirir. Veya bir şeyi kesin olarak yasaklıyorsa “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır” hadisinde olduğu gibi haramlık bildirir. Ama bizim kendisine isteğe bağlı olarak uymamızı istiyor ise o zaman bu müstehab, mendub, nafile, tatavvu dediğimiz, yaparsak iyi ve sevaplı olan; yapmazsak herhangi bir günah terettüp etmeyen eylemlerdir. Farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınan namazlar gibi, nafile olarak verilen sadakalar gibi, nafile oruçlar, zorunlu olmayan diğer salih ameller gibi. Yasak konusunda, “kesin olarak yasaklamıyorum ama yapmasanız iyi olur” anlamında bir dil kullanılırsa veya ipuçları bu duruma işaret ederse, bu da kerahet bildirir. Hz. Peygamberin uygulamalarının tamamı sünnet kapsamında değerlendirilse de hüküm açısından sünnet değil yukarıda da ifade ettiğimiz gibi fıkıh usulü açısından farz, vacip, haram, mekruh gibi farklı hükümler ortaya koyabilir. Çünkü Peygamber Efendimiz şâridir/şeriat koyucudur. Yani sünnet şeriat vazeder. Sünnet, vahiy merkezli eylemdir.

 

Günümüzde modernitenin veya oryantalistlerin etkisiyle ve baskısıyla Müslümanlar, Sünnetin şeriat koyucu olduğunu tartışmaya açtılar. “Kur’an bize yeter!” söylemi veya Sünnetin yazılı kaydı olan hadisleri cahilane genellemelerle toptan ret veya değersizleştirme söylemleri (bunların hepsi uydurma, üç yüz sene sonra yazılmış vb…) ile önemsizleştirdiler. Bu tutum ve söylemlerle bir anlamda İslâm’ı sâdece Kur’an’a indirgediler. Kur’an ile Sünnet’in arasını ayırdılar. Kur’an ile Sünnetin arasının ayrılması, Kur’an ile hayatın arasının ayrılması demektir. İstikamet ile yolun arasının ayrılmasıdır. Bir meseleyi temellendirmede başvuracağımız ilk kaynak elbette Kur’an’dır. Peygamberi de, ashabı da, sonraki nesilleri de inşa eden Kur’an’dır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

485. Sayı Mayıs 2023