Aile kelimesinin anlamı; muhtaç kimseler demektir. Birbirlerine muhtaç oldukları kadar başka kimseye muhtaç olmayan, birbirini en çok sahiplenen, koruyan, kollayan insanlar topluluğudur. Sadece geliri ve gideri paylaşan bir ortaklık değil; hayatın tamamını paylaşan bir ortaklıktır.
Ailelerin çöküş çatırtısı, o toplumun kıyamet sayhasıdır. Gecemizi gündüzümüze katıp eğitim kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, internet programlarıyla, kitap ve dergilerle, medyayla, her imkânı fırsata çevirip düşmanların söktüğü ailenin yapı taşlarını elbirliğiyle yerine koyup onarmalıyız.
Haçlı seferleri devam ediyor. Artık ordular toplayıp üzerimize gelmiyorlar, taktik değiştiler: İçimizden, kendilerine yakın buldukları kimselere destek vererek bizi birbirimizle vurmaya çalışıyorlar. Ve daha çok aileleri hedef alıyorlar. Anladılar ki; aileler yıkılmadıkça bu millet yıkılmaz. Bakınız: Batı yanlısı bazı siyasi örgütler, medya, eğitim kurumları, STK’lar, hep aileyi yıkmak için saldırıyorlar. Tilkilerin tavuklara özgürlük istemesi gibi; “Feminizm, kadına özgürlük, kadın hakları, özgüven, kendi ayakları üstünde durmak” gibi bazı fantezi, cazip sözlerle kadına “ana” oluşunu unutturarak yuvasından koparıp tilkilerin önüne atmak istiyorlar. Birçoğu, bu oyunun hâlâ farkında değil. Kadının da sosyal hayatta yapması gereken işler var elbet. Ama ona, kadına yakışmayan veya erkeklere bile ağır gelen işleri yüklemenin; kadın haklarıyla, özgüvenle, özgürlükle ne ilgisi var?
Erkeklere de -eşinden soğutup- mutluluğu evin dışında aramak özendiriliyor.
Bir yandan da çocukları ailelerinden koparmak için uğraşıyorlar. Kendi başına düşüp kalkarak doğruyu bulacağı “özgür birey olacağı” telkin ediliyor. Kurt, boğmak istediği kuzuyu, önce sürüden ayırırmış. Çocuklar, büyüklerin tecrübelerinden istifade etmelidir. Tecrübe edilmişi tekrar tecrübe etmek kolay olmuyor, bazen ağır bedeller ödeniyor. Büyükler, çocukları ve gençleri başıboş bırakmayıp doğruları bulmalarına rehberlik etmelidirler.
İsrail’in Gazze’ye attığı bombalar gibi (iç ve dış) bütün şer güçlerin bomba sağanağı altında ailelerimiz. Tamamen yıkamadılar aile yuvalarımızı ama -maalesef- ağır yaralar aldığını da inkâr edemeyiz.
Bu saldırılar karşısında çok güçlü olmadığımızı biliyoruz. Fakat ailelerimiz; aile bilinci içinde birlik ve beraberliği sağlayarak güçlü bir iman, irade ve sabırla inşallah Gazze gibi biz de direnir, teslim olmayız. İnanıyoruz; zafer; Allah’a inananlarındır.
“Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi (gözetmekle sorumlu olduğunuz ailenizi, neslinizi, yakınlarınızı, mahiyetinizdekileri, Müslümanları); yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz.” (Tahrim, 66/6) “Hepiniz gözetleyicisiniz ve gözetiminiz altında bulunanlardan sorumlusunuz.” (Buhari, “Cuma”, 11; Müslim, “İmare”, 20) Bu ayet ve hadis, yöneticileri de kapsamakla beraber birinci derecede; gözetmekle sorumlu olan baba ve anaların omuzlarına ailenin korunmasını bir görev olarak yüklüyor.
Çocuklar, ana ve babalarına özenirler, onları öykünür, örnek alırlar. Çocukların ruh ve gönül dünyaları, ailenin rengini alır. Bilinçli ana ve babalar, en iyi eğitimin; güzel örnek olmak olduğunu bilirler, bunu önemserler. Küçük yaşlardan itibaren çocukları, lehlerine ve aleyhlerine olan şeyleri yeterince belletip eğiterek yetiştirirler.
Aile kelimesinin anlamı; muhtaç kimseler demektir. Birbirlerine muhtaç oldukları kadar başka kimseye muhtaç olmayan, birbirini en çok sahiplenen, koruyan, kollayan insanlar topluluğudur. Sadece geliri ve gideri paylaşan bir ortaklık değil; hayatın tamamını paylaşan bir ortaklıktır. Eşler birbirlerine muhtaç, çocuklar, ana ve babalarına muhtaç, ana ? babalar da çocuklara muhtaç. Birbirlerinin sevgisine muhtaçlar. Hüzünlerini ve sıkıntılarını paylaşmaya muhtaçlar. Danışmaya, dayanışmaya, korunup kollanmaya, bakılma muhtaçlar. Aile, bütün uzuvların birbirine muhtaç olduğu bir vücut gibidir. Birbirini destekleyen bir binanın yapı taşları gibi. Bir milleti meydana getiren hücreler gibidir.
Aslında nikâhın bir anlamı da; eşe ve çocuklara bakmayı, gözetmeyi, korumayı, ihtiyaçlarını gidermeyi ahdetmektir. Akittir.
“Allah, evlerinizi size sekenen (sükûnet, güven, rahatlık, huzur bulacağınız; dinlenme ve barınma meskeni) eyledi.” (Nahl, 16/80) Kur’an’ın işaretiyle; ev, eş ve gece, insanların en fazla sekinet (güven, rahatlık, huzur) bulacakları aileyi adres olarak göstermektedir.
Eşlerimiz emanet olduğu gibi çocuklarımız da emanet bize. Emanetlerine hainlik edenleri Allah sevmiyor. (Bkz. Enfal, 8/58) “Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.” (Buhari, “Rikak”, 35, “İlm”,2) buyuruyor Son Nebi (sav).
Aileler; toplumların surlarıdır, kaleleridir. Kale düşmedikçe, toplum da yıkılmaz. Bir ülkenin ayakta durması, o ülkenin hücrelerini teşkil eden ailelerin sağlıklı ve sağlam oluşuna bağlıdır. Ailelerin korunmasını ihmal ederek bir toplumun düzelmesi, ilerleyip yükselmesi mümkün değildir. Bunun farkında olan çağımızın modern saldırgan şeytanları, hep aileyi hedef alıyorlar. Aile kalesini ele geçirince, diğer kalelerin tek tek düşeceğini biliyorlar.
Ailelerin çöküş çatırtısı, o toplumun kıyamet sayhasıdır. Gecemizi gündüzümüze katıp eğitim kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, internet programlarıyla, kitap ve dergilerle, medyayla, her imkânı fırsata çevirip düşmanların söktüğü ailenin yapı taşlarını elbirliğiyle yerine koyup onarmalıyız. Sınırda nöbet bekleyen asker hassasiyetiyle; teyakkuz halinde aile kalemizi özenle korumalıyız.
Aileyi korumak için toplantılar yapıp komisyonlar, çalıştaylar kurarak devlet ? millet el ele verip genel seferberlik ilan etmenin vakti çoktan geldi, geçiyor. Daha fazla gecikilirse, çöken aileler ile birlikte göçük altında çok şeyimizi kaybederiz. Yitirdiklerimizi tekrar bulmak zor, belki de -Allah korusun.- imkânsız olacaktır. O gün pişmanlıkla gözyaşı dökmenin de bir faydası olmayacaktır.
Pekâlâ, ailemizi nelerden korumalıyız? Önceliklerimiz neler olmalıdır? Özetle şöyle sıralayabiliriz:
Gazaba uğrayanların ve dalalette olanların (sapkınların) düştükleri şirk ve küfürden korumalıyız önce. İman korunmayınca, kalenin duvarları kolay delinir, yıkılır. Artık hiçbir şeyi korumak mümkün olmaz. Kur’an’dan ve birbirimizden ayrılmadan, (Bkz. Ali İmran, 3/103) doğru yolumuz üzerinde bekleyen şeytanlara aldanmadan; ailece, peygamberlerin izini taşıyan sırat-ı müstakimde yürümeye devam etmeliyiz.
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız


















