Sayı : 525   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Satırdan Sadra

Adil Akkoyunlu

Gayrimüslimlere Bakışımız Nasıl Olmalı ?

  • 30 Eylül 2024
  • 781 Görüntülenme
  • 502. Sayı / 2024 Ekim



çok ihtiyacı olduğunu bilir. Ancak üstün gelmek, yenmek, aşağılamak için tartışmaz; hakikate, doğruya, dünya ve ahiret esenliğine davet etmek için nezaketle ve karşısındakini önemseyerek, incitmeden iletişim kurar. Kendisinin üstünlüğünü ispatlamaya değil, İslam’ın bir elçisi olduğunu düşünerek insanları Allah’a, Allah’ın dinine çağırır.

 

 

 

Normal durumlarda Müslüman’a yakışan; bütün insanlara (hatta bütün canlılara ve cansız varlığa) karşı merhametli, şefkatli, nezaketli bir üslupla yaklaşmaktır. Fakat inatçı, İslam düşmanı, zalim ve zorba “Kâfirlere karşı (ise)çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih, 48/29) ayeti devreye girer. Artık onlarla anlayacakları dilden konuşmak gerekir.

 

 

 

Öncelikle şunu belirtelim: Müslüman da olsa; her insan yanılabilir, eksiği, yanlışı, hatası, kusuru olabilir. Peygamberimiz (sav), birbirini yıkayan eller gibi olmamızı tavsiye ediyor.(Bkz. Es Seyyid Sabık, İslam Daveti (ter. A. Gürtaş): 83) Ne kadar korunsa da el kirlenir. Diğer el, aşağılamadan, hakaret etmeden, incitmeden; sabunu alır, okşaya okşaya, şefkatle diğer eli yıkar, ikisi de tertemiz olur. Muhteşem bir örnek!

Müslüman, gayrimüslimlerle de diyalogu, görüşüp konuşmayı kesmez. Tebliğe onların daha çok ihtiyacı olduğunu bilir. Ancak üstün gelmek, yenmek, aşağılamak için tartışmaz; hakikate, doğruya, dünya ve ahiret esenliğine davet etmek için nezaketle ve karşısındakini önemseyerek, incitmeden iletişim kurar. Kendisinin üstünlüğünü ispatlamaya değil, İslam’ın bir elçisi olduğunu düşünerek insanları Allah’a, Allah’ın dinine çağırır. Bütün Peygamberler, toplumu yalnız Allah’a kulluk etmeye davet ettiler:“(Ey Muhammed), senden önce de hiçbir rasül göndermedik ki, ona; benden başka ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin, diye vahyetmiş olmayalım.”(Enbiya, 2l/25 Bkz. Nahl, l6/36; Fussilet, 41/14)

Her konuda olduğu gibi Müslümanların, Müslüman olmayanlarla diyalogunda da Rabbimiz, -örnek almamız için- elçilerinden kıssalar anlatıyor bize. Bunlardan birkaçına göz atalım:

Âdemoğulları, yine Allah’ı unutmuş, sırat-ı müstakimden ayrılmış, yollarını şaşırmışlardı. Sosyal ve siyasi hayat alabora olmuş, haksızlık ve ahlaksızlık, karabasan gibi insanların üzerine çökmüştü. Bu kez İbrahim peygamberi, elinde tevhit bayrağı; insanları, kurtuluş gemisi olan İslam’a çağırırken görüyoruz. Bütün peygamberler gibi İbrahim (as) da, tebliğe önce en yakınından başladı. İnsanı en iyi tanıyan, anlayan, koruyup kollayan yakınlarıdır. (İstisnası var elbet. İbrahim de, babası Azer’le sınandı.)“Ey babacığım, gerçek şu ki; bana, senin hiç haberdar olmadığın bir bilgi ulaştı. Bana uy ki; seni dosdoğru bir yola çıkarayım.”(Meryem, 19/43)“Babacığım, Şeytan’a kulluk etme. Şüphe yok ki Şeytan, Rahman’a asi oldu. Babacığım, eğer şeytana dost olursan; Rahman’dan, sana bir azabın dokunmasından korkuyorum.”(Meryem, 19/44,45) dedi. Bir gün yine babasına: “Ey babacığım, sen; ne işiten, ne gören ve ne de sana bir yarar sağlayabilen şeylere niçin tapınıyorsun?”(Meryem, 19/42)dedi. Babasının canının sıkılmasına, dinlememesine, öfkelenmesine, hatta yanından kovmasına aldırmadan, tebliğe devam etti. (Bkz. Enam, 6/74; Meryem, 19/46)

İbrahim (as), babasından ümidini kesmemekle birlikte, halkayı biraz daha genişletti. Kavmine de açıktan tebliğe başladı.(Bkz. Şuara, 26/69 – 71)“İbrahim'i de gönderdik. O (da) kavmine şöyle dedi: (Yalnız) Allah'a kulluk edin. O'na karşı takvalı olun. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”(Ankebut, 29/16, 17, 25)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

502. Sayı Ekim 2024