Sayı : 429   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karabacak

İzzet Allah'ın, Rasûlü'nün ve Mü'minlerindir

  • 04 Nisan 2017
  • 450 Görüntülenme
  • 412. Sayı / 2017 Nİsan



Mü’minlere düşen, olaylar karşısında gevşeklik göstermeyecek çünkü hak üzere olan onlardır ve sonuçta galip gelecek olan da onlardır. “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”

 

Yâ Rasûlellah! Allah’a hiçbir şey ortak koşmayacağımıza, hırsızlık yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, kendi tarafımızdan yapılmış bir iftirada bulunmayacağımıza, iyiliklerde sana karşı gelmeyeceğimize dair sana söz veriyoruz.”

 

“(Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.”

 

Yaratıkların en güzeli ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanoğlu peygamberler aracılığıyla gönderilen ilâhi buyruklara uyduğu müddetçe izzet sahibidir. İnsanoğlu izzetini zaman zaman taclandırarak en yüksek seviyeye çıkmış, zaman zaman da en alçak seviyelere zillete düşmüştür.

Bu anlamda İslâm’ın emirleri insanın izzet ve şerefini yücelten değerler olduğu görülmektedir. Cahiliye döneminde yapılan işlerle İslâm’ın emirlerini karşılaştıran şu örnek bunun güzel bir örneğidir: Mekkelilerin baskısından yılan Müslümanlar Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Mekkeliler, Habeşistan’a bir heyet göndererek Kral Necaşi’den sığınmacıların sınır dışı edilmesini istediler. Fakat Kral, Mekkelilerin bu talebini Hz. Peygamber’in amcaoğlu Ca’fer’in şu konuşmasından sonra şiddetle reddetmiştir. Ca’fer b. Ebû Tâlib’in Habeş kralının huzurunda Hz. Peygamber hakkında söylediği sözler dikkat çekicidir:

"Ey kral! Biz cahil bir kavimdik. Putlara tapıyor, murdar et yiyip, çirkin işler yapıyorduk. Akrabalarla ilişkilerimizi kesiyor, komşuluğun gereklerini yerine getirmiyorduk: Kuvvetli olanlarımız zayıflarımızı eziyordu. İşte biz böyle bir ortamda bulunurken Allah bize içimizden soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini ve temizliğini bildiğimiz bir peygamber gönderdi. Bu peygamber bizleri Allah'ı bir tanımaya ve yalnızca O'na kulluk yapmaya davet etti. Bize atalarımızın ve bizim Allah'tan başka tapmakta olduğumuz ilahları bırakmamızı söyledi. Doğru söylemeyi, emanete hıyânet etmemeyi, akrabalık bağlarını gözetmeyi, komşu haklarına riâyet etmeyi, haramlardan ve kan dökmekten kaçınmayı emretti. Bize çirkin işlerin hepsini yasakladı. Bizleri yalancı şahitlik etmekten, yetimlerin mallarını yiyip namuslu kadınlara iftira etmekten alıkoydu. Allah'a kulluk yapıp hiç bir şeyi O'na ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, oruç tutmamızı ve zekat vermemizi emretti.” (İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdulmelik b. Hişâm b. Eyyûb el-Humeyrî el-Meâfirî, es-Siretü’n-Nebebiyye, Thk. Mustafa es-Sekâ- İbrahim el-Ebyârî- Abdülhafîz eş-Şelbî I-II, Mektebetü Mustafa el-Bâbî, 2. Basım, Mısır, 1375-1955, I, 336).

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

412. Sayı Nİsan 2017