Sayı : 449   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Asuman Düzgün

Çocuklarda Duygu Eğitimi

  • 04 Mart 2020
  • 123 Görüntülenme
  • 447. Sayı / 2020 Mart
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Asuman Düzgün
Tüm Yazı Arşivi



İnsanlık her ne kadar 21.yüzyıla girmiş olsa da insan tam olarak keşfedilemedi diyebiliriz. Keşfedilemeyen varlığın eğitimine de nereden başlanması tam olarak kestirilemiyor. Duygu insanî birşey olduğuna göre, ona çocuğun eğitiminin temeline konulacak bir köşe taşı gözüyle bakabiliriz.Günümüzde çocuklarımızın duygusal eğitimlerinin şansa bırakılmasının sonuçları maalesef çok yıkıcı olabiliyor. Duygu eğitiminde amaç duygu akışını, karar verici makama değil, aklın hükümranlığına eşlik edecek bir noktaya getirmektir. Aklı ve kalbi birleştiren bir eğitim diyebiliriz.

 

 

Duyguları tanıma ve anlama becerisi gelişmiş birinin iletişimin vazgeçilmez unsuru olan empati kurma yetisi de gelişecektir. Bir insanın mimiklerinden anlam süzmek ancak empati becerisi gelişmiş birisi tarafından yapılabilir. Empatinin kökeninde öz bilinç yatmaktadır. Yani kendi duygularımızın ne kadar farkındaysak, başkalarının duygularını okumayı da ancak o kadar iyi biliriz.

 

 

 

Yaratıcı bizleri dünyaya gönderirken, yaşamla mücadelemizde bizlere yardımcı olacak ve bizleri kamil insan olma noktasına taşıyacak teçhizatı da biz insanoğlunun hamuruna yerleştirmiştir. Bu mükemmel donanımın bir parçasını oluşturan ve bizi yaratılanlar içerisinde en şerefli varlık kılan ise özümüzde bulunan duygu programımızdır. Duygu repertuarımızdaki her duygunun özgün ve bizi güçlü kılacak bir rolünün olduğunu kendi içimize tutacağımız farkındalık büyüteciyle rahatlıkla görebiliriz. Bu noktada insanlığımızın belki de en çok duygularımızdan belli olabileceğini söyleyebiliriz. Duyguyu ihmal ederek, aklı ve toplumu inşa etmeye çalışmak insanı harekete geçiren ruhsal enerjinin devre dışı kalarak ruhsuz bir yapının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Belki modernizmin yücelttiği akla, duygu enjekte ederek merhamet, şefkat, nezaket ve güven duygularının tekrar diriltilmesine yardımcı olabiliriz. İnsan ötekine ihtiyaç duyan ve öteki ile ilişkileri kadar hayattan doyum alan sosyal bir varlıktır. Ruhsal olarak birbirimizle kurduğumuz her temasta duygusal sinyaller göndererek ya birbirimizi besler ya da zehirleriz. Duygu dilinin kelimesi ve cümlesi yoktur fakat malzeme yönünden çok zengindir. Duygu, lîsanı dile, kulağa ve lügâte çok fazla ihtiyaç duymaz.

Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Çocukların duygusal gelişimleri, içinde bulundukları aile ortamına göre değişim gösterecektir. Gelişim tek yönlü değil; fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal yönleri ile birbiriyle ilişkili bir bütündür. Çocuklarda bu gelişim alanlarından birinin eksik kalması, onların hayata hazırlanmalarında zorluk yaşamalarına neden olacaktır. Bu zaman dilimini düşündüğümüzde ailelerin çocukları için taşıdıkları gelecek kaygıları onları daha çok zihinsel becerileri ile ilgilenmeye yönlendirdiğini gözlemlemekteyiz. Bu durum çocukların duygusal ve sosyal yönlerinin ikinci plana itilmesine neden olabilmektedir. Oysa bizler, 21.yüzyıl çocuklarında aranan en önemli becerilerin başında iletişim ve işbirliğinin geldiğini yetkin ağızlardan duyuyoruz. Bu becerilerin yakıtı konumunda bulunan duygu eğitimi ise burada hayâti bir önem taşıyor. Sağlıklı kararlar alabilen, işinde ve ilişkilerinde kişisel doyum sağlayan, birbaşkasının acı ve hüznüne duyarlı bir neslin yetişmesi için onların duygusal gelişimleri ile daha yakından ilgilenmeliyiz. Acaba çocuklarımızın duygusal gelişimlerini desteklerken onlara duygu eğitimini nasıl verebiliriz?

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

447. Sayı Mart 2020