Sayı : 447   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Editörden

Ribat Dergisi Editör

Merhaba Değerli Okuyucularımız

  • 06 Şubat 2020
  • 110 Görüntülenme
  • 446. Sayı / 2020 Şubat

Merhabalar Değerli Okurlarımız:

Seküler dünya düzeni hayatı anlam ve amacından koparıp, değersizleştirme üzerine kurulmuştur. Bu süreç, insanı Rabbiyle yapmış olduğu fıtrat sözleşmesine ihanet ettirerek insanlığını unutturup esfeli safiline indirene kadar devam edecektir. Planlı bir şekilde yürütülen değersizleştirme programı, dünyayı ıslah etmekle görevli insanı daha günahkar ve daha hazcı bir varlık haline getiriyor. Artık insan hiçbir şeye değer biçmiyor, fiyat belirleyip etiketine yazıyor. Çevresindeki her şeyi alınıp satılabilen bir meta gibi görüyor. Değer biçme ve fiyat belirleme eşya ile sınırlı kalmayıp insana kadar uzandı. İnsana ve eşyaya karşı böylesine yanlış bakış açısı kadim toplumlarda yaşanmamış bir süreçtir. İnsan, kendi eliyle kendisini hiçbir dönemde bu kadar değersizleştirmemişti. Yaşanmakta olan bu süreç ne yazık ki sadece batı toplumlarıyla sınırlı değil. Adeta bir virüs gibi bütün toplumlara bulaşıyor. Varlığını hissettirmeden insanın özünü-tasavvurunu bozuyor. Çekirdekteki bozulma düşünceyi ve ameli de ifsat ediyor. Düşünce ve eylemi bozulan insan, dünyaya gönderiliş amacının tam zıddı olan bir istikamete yöneliyor. Daha doğrusu istikametsiz ve yönsüz kalıyor. Nerede ve nasıl bir ahlaki çözülme- bozulma ve kokuşmaya sebep olacağı kestirilemez hale geliyor. Islah unutulup yerine ifsat hakim oluyor. Böylesine bir insan tipi, adeta bir saatli bomba gibi toplumun ahlakını tehdit ediyor. Bütün haramlar ve günahlar artık sıradan ve normalmiş gibi algılanıyor. Böylesine tehlikeli bir algı yöntemi artık İslam toplumlarında ve muhafazakar bireylerde dahi alttan alta varlığını göstermeye başladı.

dünyanın Müslümanları günah ve ahlaki kokuşma karşısında duyarsız ve edilgen bir şahsiyet haline geldiler. Yüce Yaratıcının insan için çizdiği sınırların çiğnenmesinin Müslüman şahsiyetler tarafından dahi basite alınması hassasiyetlerimizin kaybolduğunun en büyük delilidir. Haramların aleni reklamı şahsiyetimizde ciddi erozyonlara sebep olmuştur. Şunu unutmayalım ki yaşanmakta olan ahlaki bozulma ve kokuşma mutlaka bireysel ve toplumsal anlamda bizleri de etkilemiştir. Artık Müslümanlar günahları konuşurken işlenen günahı basite indiriyor ve normalmiş gibi davranıyor. Arşı titretecek günahlara televizyon, internet ve yazılı medyadan şahit oluyoruz ama ürpermiyoruz. Çünkü izlemiş olduğumuz programlar aracılığı ile bilinçaltımıza günahın normal olduğu mesajı veriliyor. İşlenen günahlardan şikâyetçi oluyoruz ama bu günahlara şahit olmaktan sakınmıyoruz. Bu duyarsızlığın neticesinde maalesef birbirimize insan olduğumuzu dahi hatırlatamıyoruz. İnsanlığa şahit olsun diye vasat ümmet olarak nitelendirilen İslam toplumu, bu ilahi lütfü tıpkı İsrailoğulları gibi unuttu. İman etmiş olduğumuz peygamberlerimizin misyonunu yerlere serdik. İnsanlığı temsil edemeyişimizin bir sonucu olarak dinimizi de temsil edemez hale geldik. İnsanlık ve mü’minlik onurumuzu fark etmeksizin ayaklar altına aldık. Unutmayalım ki Züleyha gibi günaha davet etmek ve günahın arkasından koşmak ile Hz. Yusuf(as) gibi günahtan kaçmak bir değildir. Mümin bir şahsiyet olmak istiyorsak modern dünyanın günah merkezlerinden ve buralarda işlenen günahlardan kaçınmalıyız. Bireysel ve toplumsal hayatımızda gözümüze ve gönlümüze hâkim olmalıyız.

İnsanı en güzel şekilde yaratan, onu terbiye etmek için vahiy ve peygamber gönderen Rabbimiz, bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunu vurgulamaktadır. Bizlere bu kadar yakın olan Allah, bizim de kendisine yakınlaşmamız için yarattığı her nimeti bize musahhar kılmıştır. Kur’an, güneşin, ayın, yıldızların, okyanusların ve hayvanların insanın hizmetine verildiğini ifade eder. İnsana düşen görev, efendisi haline getirildiği kâinatın nimetlerini yaratılış anlam ve amacına uygun olarak kullanarak Allah’a kul olmaktır. Bu görevin sorumluluk bilinciyle hareket eden insan, kendisine şah damarından daha yakın olan Rabbine yakınlaşmaya başlayacaktır. Bu bilinçten yoksun olanlar ise, kendinden ve Rabbinden uzaklaşarak hayatın anlam ve amacını kaybedecektir.

Dünyaya geliş gayesi Allah’a kulluk olan Müslüman şahsiyet önceliklerini Kur’an’dan alarak belirlemek durumundadır. Zira Müslüman’ın önceliklerini belirleme yetkisi, Allah ve Rasulü’ne aittir. Bütün Müslümanların önem vermesi ve öncelemesi gereken konulardan biri de helal-haram hassasiyetidir.

Bu ay, siz değerli okurlarımızın huzuruna “Helal-Haram Hassasiyetimiz” dosyasıyla çıkıyoruz.

Huzurlarınızda olmamıza yazdıkları kıymetli makaleleriyle vesile olan bütün yazarlarımıza en kalbi teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Siz değerli okurlarımızı, helal ve haram hassasiyetimizi Kur’an’ın ve Sünnet’in rehberliğinde gözden geçirmek için dergimizi baştan sona okumaya davet ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

446. Sayı Şubat 2020