Sayı : 436   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Satırdan Sadra

Adil Akkoyunlu

Kafkas Kartalı İmam Şeyh Şamil

  • 06 Şubat 2019
  • 144 Görüntülenme
  • 434. Sayı / 2019 Şubat
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Adil Akkoyunlu
Tüm Yazı Arşivi



“Vefatının yıl dönümünde onu rahmetle anıyoruz.”

Şeyh Şamil, dinine bağlıydı. Vatanını ve milletini canından çok seviyordu. Tok gözlüydü. Müslümanlara karşı merhametli, şefkatli; düşmanlara karşı ise sertti. Onuruna ve şerefine düşkündü. Kararlı bir duruşa sahipti. Güzel bir hitabet yeteneği vardı. Güçlü, kuvvetli, uzun boylu ve iri yapılıydı. İyi bir pehlivandı. Güzel bir at binicisiydi. Çok iyi ok ve mızrak atıyor ve kılıç kullanıyordu.

 

 

4 Şubat 1871 günü, 74 yaşında, Sevgili önderi Hz. Muhammed (sav)’in kabrinin gölgesinde hayata gözlerini yumdu. Mescid-i Nebevi’nin karşısında bulunan –birçok sahabenin de yattığı- Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi. Kabri, Peygamberimizin kabrine komşu oldu. İnşallah cennette de komşu olmuşlardır. Mekânı cennet olsun. Rabbimiz, bizi de cennette ona arkadaş ve komşu eylesin.

 

Şamil, 1797’de, Dağıstan'ın Gimri köyünde doğdu. Asıl adı Ali’dir. Ağır bir hastalık geçirdikten sonra ona Şamil dediler. Babası; Dengau Muhammed, annesi; Avar beyi Pir Budahin’in kızı Asiltali Bahu Mesedo’dur. Şamil’in, altı oğlu ve beş kız çocuğu dünyaya geldi.

Bölgelerinde bulunan âlimlerden ilim öğrendi. Sonra bunu yeterli görmeyip ilim öğrenmek için Bağdat’a gitti. Mevlana Halid-i Bağdadî ’den ders aldı. Mevlana Halid, ona halifelik verdi. Tefsir, Hadis, Fıkıh, İktisat, Tarih, Edebiyat, Fen Bilimleri gibi birçok alanda eğitim gördü. Öğrendiği ilmi, hayatına aktaran âlim, salih, güzel ahlaklı, takvalı, ihlaslı, zahid, veli ve mücahit bir insan olarak yaşadı.

Şeyh Şamil, dinine bağlıydı. Vatanını ve milletini canından çok seviyordu. Tok gözlüydü. Müslümanlara karşı merhametli, şefkatli; düşmanlara karşı ise sertti. Onuruna ve şerefine düşkündü. Kararlı bir duruşa sahipti. Güzel bir hitabet yeteneği vardı. Güçlü, kuvvetli, uzun boylu ve iri yapılıydı. İyi bir pehlivandı. Güzel bir at binicisiydi. Çok iyi ok ve mızrak atıyor ve kılıç kullanıyordu.

Rusya, Kafkasya’da İslam’ı silmek ve Müslümanları yok etmek için işgale başladı. Sadece kendilerine karşı savaşan mücahitleri değil, kadınları, çocukları, yaşlıları, hastaları da öldürüyor, ağaçları ve ormanları yakıyor, evleri yıkıyorlardı.

Rus vahşetine şahit olan Şamil, Kafkasya'nın kurtuluşu için Çeçenya ve Dağıstan'a özgürlük mücadelesine katıldı. “Bir dava, uğrunda ölünecek kadar değerli değil ise, uğrunda yaşanacak kadar da değerli değildir.” diyordu.

Bu mücadeleye Şamil’in çocukluk arkadaşı Gazi Muhammed liderlik yapıyordu. Gimri Savaşı’nda Gazi Muhammed şehit oldu. Şamil de birçok yerinden yara aldı. Sırtından ve göğsünden aldığı mızrak yarası ağırdı. Kaburga ve köprücük kemiklerinde kırıklar vardı. Gimri Camii müezzini Mehmet Ali, onu bir mağaraya götürüp sakladı. Sonra evine götürdü.

Şamil, günlerce baygın yattı. Gözünü açtığında annesini başucunda gördü. Ona ilk sorduğu şey; “Ana, namazın vakti geçti mi?” oldu. Aylarca tedavi gördü. Namazlarını ima ile kıldı.

Gazi Muhammed ‘in şahadetinden sonra bayrağı Hamza aldı. O da bir cuma günü Hunzah Camii’nde şehit edildi. Sonra Şamil geçti komutanlığa. O dalgalanırdı bağımsızlık bayrağını.

Şamil, gece gündüz, köy köy, belde belde dolaşarak Müslümanları mücadeleye teşvik etti. Vatan gidince; namusun da, dinin de, her şeyin gideceğini söyledi. “Sonunu düşünen kahraman olamaz, kuvvet ve yardım ancak Allah u Teâlâ’dandır.” diyordu.

Bu soylu mücadele, bölgeye örnek oldu. Dalga dalga yayıldı. Rusların esaretini kabul etmiş olan bazı kabileler de onun yanında yer aldılar. Kafkasya'da yaşayan Müslümanlar, Şamil'i devlet başkanı seçtiler. Bundan sonra ona “İmam Şamil” dediler. (İmam: Önder, lider, devlet başkanı demektir.) Ülkesini illere, ilçelere, köylere ayırarak yönetim kolaylığı sağladı. Yöneticiliğe ve komutanlığa; ilim sahibi, dinine bağlı, güzel ahlaklı ve tecrübeli, yetenekli olan kimseleri tayin etti.

Egemen olduğu coğrafyada eğitim ve öğretime önem verip geliştirdi. Hak ve hukuku hâkim kılarak adaleti sağladı. İmar işlerini önemsedi. Bir yandan düşmanla savaşırken; öte yandan halkın huzuru ve selameti için gerekli çalışmaları yürütüyordu.

Dağınık halde verilen mücadeleyi tek merkezden yönetilen, kontrollü ve düzenli hale getirdi. Silah ve barut imal etmeye başladı, toplar döktürdü. Müslüman ülkelerden de yardım alarak ordusunu güçlendirdi. Kendisi, ordunun daima en önünde savaşıyordu.

Bazen meydan savaşları yapıyor, bazen de akıncı birlikleriyle “Vur-kaç” taktiğini uygulayarak baskınlar yapıyordu. Hem asker hem de teçhizat bakımından kendisinden kat kat üstün olan Ruslara ağır kayıplar verdiriyordu. Çar’ın nice generallerini savaş meydanında öldürdü. Bağımsızlık savaşını yirmi beş yıl sürdürdü. On yıl da kendisinin liderliğinden önce savaşmıştı. Otuz beş yıl bağımsızlık mücadelesi verdi.

Çar Nikola, İmam Şamil’i, zorla, kuvvetle durduramayacağını anlayınca cazip tekliflerde bulundu. Generali Klugenav, Çar’ın mektubunu Şamil’in huzurunda okudu. Mektubu dinleyen Şamil: “Şu an namazım geçiyor.” dedi. Namaz kılıp geldikten sonra şu cevabı verdi: “Kahraman askerlerimin kalplerinde kök salan bu eşsiz zafer inancını kökünden kazımadıkça bu mübarek vatan topraklarını en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten bizi alıkoyamazsınız. Dinim ve vatanım uğrunda bütün çocuklarımı ve ailemi kılıçtan geçirseniz, zürriyetimi kurutsanız, en son askerimi öldürseniz dahi tek başıma son nefesimi verinceye kadar, sizinle savaşa devam edeceğim. Nikola’yı tanımıyorum.” dedi.

Çar Nikola, bir mektup daha yazıp yine cazip tekliflerde bulundu. Bu kez Generali Feze‘yi, İmam Şamil’e gönderdi. Şamil’in cevabı bu defa daha sert oldu:

“Ben, Kafkas Müslümanlarının özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuşmaları için silaha sarılan gazilerin en aşağısı Şamil, Allah-ü Teâlâ’nın himayesini Çar’ın efendiliğine feda etmemeğe yemin eden, özü sözü doğru bir Müslüman’ım. Daha önce Çar Nikola’yı tanımadığımı, emirlerinin bu dağlarda geçersiz olduğunu General Klugenav’a anlayacağı şekilde tekrar tekrar söylemiştim. Bu sözleri sanki taşa söylemişim gibi, Çar hâlâ görüşmek için beni Tiflis’e davet ediyor. Bu davete icabet etmeyeceğimi, bu mektubumla son defa size bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üzerinde taş bırakılmayacağını bilsem dahi, bu kesin kararımı hiç bir zaman değiştirmeyeceğim. Cevabım bundan ibarettir. Nikola’ya ve onun kölelerine böylece malum ola.”

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

434. Sayı Şubat 2019