Sayı : 432   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Fıkıh Köşesi

Saffet Köse

Nişan Nikah ve Zekat

  • 06 Mart 2018
  • 529 Görüntülenme
  • 423. Sayı / 2018 Mart



Vergi zekâta sayılamaz. Vergi devletin gerekli ihtiyaçlar için miktarını ve harcama biçimini kendisinin belirlediği bir yükümlülüktür. Zekât ise ibadettir ve yükümlülük,amaç, oran, miktar ve verileceği yerler (Tevbe, 9/60) bakımından Allah Teâlâ tarafından belirlenmiş, Hz. Peygamber de uygulamalarını göstermiştir.

 

 

İşveren herhangi bir sebeple borca girmiş mesela ev almış, düğün yapmış, ağır hastalık sebebiyle tedavi masraflarını ödeyemeyecek duruma düşmüş gibi durumlarda zekâtını işçisine verebilir. Ancak işçinin hakkını vermeyip bunu zekâtıyla telafi yoluna giderse ve işçiler gerçekten zekât alabilecek durumda iseler fıkhi olarak bunda bir sorun yoktur ancak vicdani olarak bunu kabul etmek mümkün değildir.

 

  1. Nişanlı iken daha rahat görüşmek ve harama düşmemek niyetiyle nikâh veya gayr-ı resmi nikâh yaptırabilir miyiz?

Nişanlılık hali, ilkesel olarak evlenebileceklerini düşünenlerin mutlu ve kalıcı bir evlilik yapıp yapamayacaklarının kararına varmak için evlilikten beklentilerini ve evliliği etkileyecek konuları konuşup belli bir anlaşmaya varmaları için belirlenmiş olan kısa süreli bir dönemi ifade eder. Şayet kanaatleri olumlu ise nikahlanıp düğünlerini yaparak evlenirler, olumsuz ise herhangi bir şeye gerek kalmadan ayrılırlar ve zarar görmeden herkes bundan sonraki yolunu çizer. İslam’ın temel kaynakları açısından hassas mesafeleri korumak şartıyla nişanlı olanlar evliliklerini etkilemesi muhtemel konuları görüşüp konuşabilirler hatta samimi olarak herhangi bir ayrıntıyı gizlemeden konuşmalıdırlar. Nişanlılık döneminde nikâh yapılmaz. Yapılmışsa bu evlilik demektir. Evliliğin bütün hak ve yükümlülükleri doğar. Özellikle bu dönemde yapılan nikâhlar tamiri mümkün olmayan sorunlara yol açmaktadır. Hassasiyetle kaçınılması gerekir.

  1. Evlenme engeli olan sütkardeşliği nasıl oluşur?

Sütkardeşliği evlenme manilerindendir. (Nisâ, 4/23) Süt emmeden doğan haramlık çocuğun süt emeceği süre içinde olursa doğar. Bu süre Hanefi mezhebinde tercih edilen görüşe ve Şâfiî mezhebine göre iki yaşını dolduruncaya kadar geçen süredir. Bundan sonraki emmelerden haramlık doğmaz. Hanefîlere göre az veya çok fark etmez bir defalık emmeden haramlık meydana gelir. Şafiilere göre ise farklı zamanlarda en az beş emme olması gerekir.

  1. Vergiyi zekâta sayabilir miyiz?

Vergi zekâta sayılamaz. Vergi devletin gerekli ihtiyaçlar için miktarını ve harcama biçimini kendisinin belirlediği bir yükümlülüktür. Zekât ise ibadettir ve yükümlülük,amaç, oran, miktar ve verileceği yerler (Tevbe, 9/60) bakımından Allah Teâlâ tarafından belirlenmiş, Hz. Peygamber de uygulamalarını göstermiştir.

  1. İcara verilen tarladan çıkan ürünün öşrünü kim verir?

Sadece para karşılığında tarlasını kiraya veren kişi hasat edilen mahsulden bir şey almadığı için öşürden yükümlülüğü yoktur ve öşrünü mahsulün sahibi verir, tarla sahibi gerekli miktara ulaşıp diğer şartlar da oluşması durumunda bu kazancından zekatı verir.

 

  1. Kadınların zinet eşyasında zekat var mıdır?

Hanefi mezhebine göre kadın gerekli nisaba ulaşması ve diğer şartları da taşıması durumunda zinet eşyasının zekâtını vermelidir. Diğer üç mezhebe göre zinet eşyasından zekât gerekmez.

 

  1. İflas etmiş birisindeki alacağımızı zekâta sayabilir miyiz?

İflas veya bir başka sebeple borcunu ödeyemeyecek duruma gelmiş birisindeki alacağı alacaklının zekâtına saymasına kadim ulemamız sıcak bakmamıştır. Çünkü zekâtta temlik ve niyet önemlidir. Günümüz ulemasından Mustafa Ahmed ez-Zerkâ’ (ö.1999) da borçlunun ödeme imkânı olan alacağı zekâtına saymasında bir engel bulunmadığını ancak iflas gibi sebeplere bağlı olarak borca batmış olanlardaki alacağın zekâta sayılamayacağını, bunun ihtiyaç sahiplerinin hakkına engel teşkil edeceğini söyler (el-Fetâvâ, Dımaşk 1425/2004, s. 139) Ancak bizim kanaatimize göre zekâtın verileceği sekiz sınıftan birisi olan borçluları (Tevbe, 9/60) bu tür insanlar için de geçerli kılmak mümkündür. Çünkü bu şahıs sadece borçlu değil borca batık halde bulunmaktadır. Dolayısıyla onun içinde bulunduğu şartları dikkate almak gerekir. Bu durumda niyetin sonradan ve temlikin önceden oluşmuş olduğunu dikkate almak mümkündür. Esasen temlikten maksat da bizzat ihtiyaç sahibinin kendisine vermek, zekatın sarf edilemeyeceği yerlere gitmesini önlemektir. Burada da zaten bu oluşmuştur. Bu durumda alacaklı, alacağını kurtarma gibi bir niyet içinde olmamalı, gerçekten zekâtını verme ve karşı tarafa yardım niyetinde olmalıdır. Bu durumlarda İmam Azam’ın öğrencisi Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî (ö.189/805) alacaklının alacağı miktarı zekât olarak borçluya vermesini borçlunun da aldığı o para ile o şahsa borcunu ödemesini tavsiye etmektedir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

423. Sayı Mart 2018