Sayı : 429   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

Gafil İnsanların Vasıfları

  • 06 Mart 2018
  • 421 Görüntülenme
  • 423. Sayı / 2018 Mart



Gaflete düşmüş bir kimse; okyanus ortasında dümeni kırılmış bir gemiye benzer ki, hangi girdapta boğulacağı belli değildir. Şu fani hayatta herkes öleceğini bilir. Lâkin gaflet perdesini aralayarak öleceğinin idraki içinde ve tam bir kalbî teyakkuz hâlinde yaşayabilen acaba kaç gönül vardır?

 

Kalbi gafletle perdelenen gönül, hakikati idrak edemez hâle gelir. Bu sebeple büyükler, üç sıfatla muttasıf olan insanların asla Hak dostu olamayacaklarını bildirmişlerdir. Derin bir gafletin neticesi olarak kişide hâsıl olan bu üç vasıf; cimrilik, kibir ve ahmaklıktır.

 

Ahmak insan ise, nefsanî arzularının tahakkümü altına girdiğinden kalbinin önüne perde çekilmiş kimsedir. Böylesi kimseler, sonsuz derya karşısında damlaya sevdalanır, yani fani olan dünyayı baki olan ahirete tercih ederler.

 

Gaflet, kulun ebedî hayatına zehir saçan manevi bir hastalıktır. Onu, en öz tabiriyle;

“Kulun, kendisini yoktan var eden Rabbi’ni unutması” şeklinde tarif edebiliriz. CenAb-ı Hakk’ı unutan bir gönül, gaflet girdabına kapılır ve selâmet sahiline varamadan ziyan olup gider.

Ayet-i kerimede bu kimseler için şöyle buyrulur: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr, 59/19)

Gaflet, anlık zevkler uğruna ebedî bir saadeti felâkete uğratmak, fani olan dünya hayatını bakiye, yani sonsuz cennet hayatına tercih etmek hamâkatidir. Gaflete düşmüş bir kimse; okyanus ortasında dümeni kırılmış bir gemiye benzer ki, hangi girdapta boğulacağı belli değildir. Şu fani hayatta herkes öleceğini bilir. Lâkin gaflet perdesini aralayarak öleceğinin idraki içinde ve tam bir kalbî teyakkuz hâlinde yaşayabilen acaba kaç gönül vardır?

Şöyle bir kıssa nakledilir: “Dükkânı şehrin çıkış kapısında bulunan bir bakkal varmış. O kapıdan ne zaman bir cenaze çıksa yanında bulundurduğu testiye bir meyve çekirdeği atar ve bir ay sonra da onları sayarak:

– Bu ay şu kadar kişi testiye düştü!

dermiş. Ecel tokmağı bir gün onun da kapısını çalmış. Epey bir zaman geçtikten sonra, ölümünden habersiz bir dostu kendisini ziyarete gelmiş. Onu göremeyince de komşularına:

– Burada oturan bir bakkal vardı; ona ne oldu?

diye sormuş. Oradakiler de hep bir ağızdan şu cevabı vermişler:

– O da testiye düştü!..”

Unutmayalım ki her canlı bir gün mutlaka ölümü tadacaktır. Ecel denilen o testiye düşmeyecek bir insan yoktur. Fakat insanoğlu; ekseriyetle çevresindeki insanların birer birer dâr-ı bekaya göç edişlerini seyreder de, yine de gafleti sebebiyle ibret alamaz, kendini daima ölümden uzak görür…

Aslında insan, ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Nitekim yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcut olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında çok ince bir perde olduğunun bir göstergesi değil de nedir?

Gafil bir kimse, hayatı nefs gözlüğüyle seyrettiğinden, bir gün mutlaka karşılaşacağı ölüm, diriliş, hesap, sırat gibi zor menzilleri unutur. İlâhî nimetler karşısında nankörlük ederek pervasızca günahlara dalar. Cehalet, şehvet, ihtiras, kibir, gurur, cimrilik ve öfke gibi hamakat manzaraları sergiler.

Kalbi gafletle perdelenen gönül, hakikati idrak edemez hâle gelir. Bu sebeple büyükler, üç sıfatla muttasıf olan insanların asla Hak dostu olamayacaklarını bildirmişlerdir. Derin bir gafletin neticesi olarak kişide hâsıl olan bu üç vasıf; cimrilik, kibir ve ahmaklıktır.

Cimri insan, kendisine ahiret sermayesi yapmak üzere emanet olarak verilmiş olan malı kendisinin olduğunu zannetme gafletine düşer. Gerektiği yere infak etmez. Onların bu durumu, ayet-i kerimede şöyle haber verilir:

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

423. Sayı Mart 2018