Sayı : 416   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Gelenek

Ali Bektaş

Tasavvufta ve Hazret-i Mevlâna’nın Eserlerinde Helal lokma 4

  • 08 Ağustos 2017
  • 21 Görüntülenme
  • 416. Sayı / 2017 Ağustos



Yediğimiz, içtiğimiz şeyler; tıpkı toprağa gömülen tohumun çıkıp boy verdiği, hangi özelliklere sahipse büyüdükçe onu dalında yaprağında gösterdiği gibi davranışlarımızdan, tutumlarımızdan, fikirlerimizden görünmektedir. İbadet hayatında düzenli ve devamlı olan birisi, buna rağmen halen şehvet, öfke, gıybet, nefret, haset v.benzeri haller içindeyse mutlaka haram yemektedir!

 

“Söndürme, öz elinle yandırdığın çerağı” (Fuzulî)

 

Aslında yukarıdaki şiirin konumuzla ilgisi yok. Kendi bağlamından koparılarak buraya alındı. Tasavvufta ve Mevlâna’nın Eserlerinde Helal Lokma başlıklı bu yazıda son bölümde helal-haram ilişkisine dikkat etmeyerek kendimize ve imanımıza ne büyük bir kötülük yapmakta olduğumuzu ifade etmek için Fuzulî’nin o meşhur ve bestelenmiş gazelinden ilk beytin ikinci dizesi uygun düştü.

Kur’an-ı Hakim’de, Ra’d Suresi’ndeki 11. Ayet-i kerime bazı modernleşmeci dini akımlar tarafından çokça istismar edilmiş bir ayet-i kerimedir. Bir tür self-determination’a (kendi kaderini kendisi tayin eylemek) ya da Fransızcasıyla oto-determination’a kurban edilmek istenilen bu ayet-i kerime doğrusu modernleşmeci dini akımların kastettiklerinden daha çok bizim vurguladığımız hususu ifade etmektedir. İlgili ayet-i kerime mealen şöyle diyor: “Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.” (Rad, 13/11) Ayet-i kerime’de özellikle işaret ettiğimiz kısım “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez” olarak geçmektedir. Burada kast edilen şudur; bir topluluk, bir cemaat ya da ahsen-i takvim üzere yaratılan bir insan, kendi özündeki iyilik halini bozup değiştirmedikçe Allah, o topluluğun, o cemaatin, o insanın iyi halini zorla kötüleştirmez, kötülük içinde bırakmaz. Demek ki her insan, her bünye yaratılış itibariyle iyidir, iyilik üzeredir yani fıtraten iyidir. Kişiler, toplumlar iyi hallerini kendi elleriyle, kendi yaptıklarıyla bozup değiştirirler. İşte Hazret-i Mevlâna tam da bu ayet-i kerime’nin şerhi beyanında Mesnevi’nin ilk cildinde helal lokma bahsine vurgu yapıyor.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

416. Sayı Ağustos 2017